İstanbul’a Yakın Hafta Sonu Rotaları: Arabaya Atlayıp Kaçmalık 10 Yer


İstanbul’un Gürültüsünden Sıkıldın mı? İşte En Kolay 10 Kaçış Yeri!
İstanbul’da yaşamayı seviyorum. Kim sevmez ki? Tarih burada, eğlence burada, hayat burada. Ama dürüst olalım, bu dev gibi şehir bazen insanı çok yoruyor. O kadar çok araba, o kadar çok korna sesi, o kadar çok kalabalık var ki… Bazen evimiz bile üstümüze üstümüze geliyor. Böyle anlarda benim tek bir hayalim oluyor: Kaçmak! Sadece iki günlüğüne bile olsa, araba kornası yerine kuş sesi duymak, apartmanlar yerine ağaç görmek istiyorum. Eğer sen de benim gibi hissediyorsan, “Şöyle bir nefes alsam” diyorsan, sana harika haberlerim var. İstanbul’un dibinde, sanki başka bir ülkedeymişsin gibi hissettiren müthiş yerler var. İşte benim favori İstanbul’a yakın hafta sonu rotaları listem. Arabanın kontağını çevirip 1-2 saatte ulaşabileceğin, huzur dolu 10 kaçamak yeri!
Neden Kaçmaya İhtiyacımız Var? (Benim Düşüncem)
Bence İstanbul, içinde milyonlarca insanın yaşadığı dev bir oyun parkı gibi. Ama sürekli oyun oynayınca da yoruluyorsun. Beynimiz yoruluyor. Kulaklarımız o bitmeyen gürültüden yoruluyor. Bedenimiz o koşturmacadan yoruluyor. Hafta sonu kaçamağı ne demek biliyor musun? Bence o, telefonun “şarj aletini” beynimize takmak demek. Pili biten bir oyuncak gibi oluyoruz Cuma akşamı. Cumartesi sabahı doğaya kaçtığımızda ise o pil yeniden dolmaya başlıyor. Ben olsam, ayda en az bir kere bu kaçamaklardan birini yaparım. Çünkü buna “ihtiyacımız” var. Lüks değil, ihtiyaç.
Peki, Bir Kaçamak Yerinde Ne Arıyorum?
Benim listemdeki yerlerin hepsi “süper lüks” otellerle dolu yerler değil. Benim aradığım şeyler basit:
- Kolay Ulaşım: Hafta sonu zaten iki gün. 3 saat gitmek, 3 saat gelmek için harcayamam. En fazla 1-2 saat olmalı.
- Sessizlik: Gittiğim yerde de trafik gürültüsü duyacaksam, niye gidiyorum ki? Kuş, dalga, yaprak sesi arıyorum.
- Güzel Yemek: Bence güzel bir hafta sonunun en önemli parçası güzel bir kahvaltıdır. İşte bu basit kurallara uyan, benim defalarca gidip mutlu döndüğüm 10 yer.


İşte Benim “Nefes Alma” Garantili 10 Kaçış Noktam
1. Ağva: İki Nehir Arasındaki Saklı Köy
Ağva, benim için “huzur” kelimesinin tam karşılığı. Düşün; bir yanda Göksu Nehri, bir yanda Yeşilçay Nehri, ikisi de denize dökülüyor.
Ağva’da Hayat Neden Güzel?
Çünkü burada her şey yavaş. İnsanlar acele etmiyor. En güzel aktivite, nehrin kenarındaki o minik otellerin iskelelerinde oturup kahvaltı yapmak. O kahvaltı saatlerce sürüyor. Önünden küçük tekneler, kanolar geçiyor. Sadece ördeklerin sesini duyuyorsun.
Ben Ağva’ya Gitsem Ne Yaparım?
- Kesinlikle nehir kenarı bir otelde kalırım (bungalovlar harika!).
- Sabah o meşhur serpme kahvaltılardan yaparım.
- Bir kano kiralarım. Kano kullanmak çok kolay ve eğlenceli. Nehirde yavaş yavaş kürek çekmek terapi gibi.
- Akşam da nehirdeki restoranlarda taze balık yerim.
2. Sapanca: Şehrin Yanındaki Dev Göl
Sapanca, İstanbul’a en yakın “göl” kaçamağı. Göl deyip geçme, o kadar büyük ki, deniz sanıyorsun.
Sapanca’nın Nesi Meşhur?
Göl kenarında yürüyüş yapmak, bisiklete binmek ve tabii ki o harika “bungalov” evler. Her yerde minik, üçgen, camlı evler var. Kendini masal gibi bir yerde hissediyorsun.
Sapanca Kalabalık mı? (Bir Uyarı)
Dürüst olayım, evet, merkezi biraz kalabalık olabiliyor. Herkes oraya gidiyor. Ben olsam ne yaparım? Merkeze (ilçe merkezine) değil, gölün etrafındaki daha sakin yerlere (mesela Kırkpınar tarafına) giderim. Oralar daha sakin, daha huzurlu. Göl kenarında bir hamak bulup sallanmak paha biçilemez.
3. Polonezköy: İstanbul’un İçindeki Köy
“Benim çok vaktim yok, 1 saatte gidip geleyim” diyorsan, cevap Polonezköy. Burası aslında İstanbul’un içinde (Beykoz’da) ama sanki başka bir şehirde gibi.
Polonezköy’ün Olayı Ne?
Burası eski bir Polonya köyü. Evet, yanlış duymadın, Polonya! Yıllar önce Polonyalılar gelip buraya yerleşmiş. O yüzden evleri, havası biraz farklı. Her yer yemyeşil, dev ağaçlar var.
Polonezköy’de Bir Gün
Bence Polonezköy, hafta sonu kalmak için değil de, Pazar günü kahvaltıya gitmek için en güzel yer. Kocaman bahçeleri olan mekanlar var. Kahvaltını yapıyorsun, sonra o güzel orman yolunda yürüyüşe çıkıyorsun. Meşhur Polonezköy pastalarından yemeyi de unutma!
4. Maşukiye: Şelalelerin Olduğu Yer
Sapanca’ya kadar gitmişken, hemen 10 dakika yanda duran Maşukiye’ye uğramamak olmaz.
Adı Nereden Geliyor?
“Maşuk” aşk demekmiş. O kadar güzel bir yermiş ki, gelenler aşık oluyormuş. Bence de haklılar. Her yerden sular akıyor, minik minik şelaleler var.
Burada Ne Yapılır?
Burada yapılacak en güzel şey, o şelalelerin hemen yanına kurulmuş restoranlarda yemek yemek. Su sesiyle beraber kiremitte alabalık yemek çok meşhur. Biraz turistik, evet, ama bence çok keyifli.
5. Riva: En Yakın Deniz Kaçamağı
Riva da Polonezköy gibi, İstanbul’un içinde (Beykoz’da) ama tam bir sahil kasabası.
Neden Riva?
Çünkü çok yakın! Kavacık’tan çıktıktan 20 dakika sonra denize bakıyor olabilirsin. Riva’nın denizi Karadeniz olduğu için biraz dalgalı olabilir, ama kumsalı çok güzel.
Benim Riva Tavsiyem
Riva’ya “dünyanın en güzel denizine gireceğim” diye gitme. Riva’ya “deniz havası alacağım, kumsalda yürüyeceğim, şu tarihi Riva Kalesi’ne bakacağım” diye git. O zaman çok mutlu olursun. Dere kenarındaki balıkçılarda balık yemek de harika bir fikir.
6. Şile: O Büyük Fenerin Olduğu Yer
Şile, Riva’dan biraz daha ileride, daha büyük ve daha “ilçe” gibi olan bir yer.
Şile mi, Ağva mı?
Bu soru hep sorulur. Bence şöyle:
- Eğer “Kafa dinleyeyim, nehir kenarında oturayım” diyorsan Ağva.
- Eğer “Biraz çarşı pazar gezeyim, feneri göreyim, daha çok restoran seçeneğim olsun” diyorsan Şile.
Şile’nin İmzası Nedir?
Tabii ki o kocaman, siyah-beyaz deniz feneri. Türkiye’nin en büyük feneriymiş. Oraya gidip bir fotoğraf çekilmek şart. Şile’nin içindeki plajlar da güzeldir, ama her zaman dalgaya dikkat etmek lazım!
7. Kilyos: Kum, Kum ve Eğlence!
Bu sefer Anadolu Yakası’ndan Avrupa Yakası’na geçiyoruz. Kilyos, Sarıyer’in hemen üstünde, tam bir plaj cenneti.
Kilyos = Plaj (Beach Club)
Eğer senin kaçamak anlayışın “sessizlik” değil de “müzik, eğlence, arkadaşlarla kumsalda voleybol” ise, Kilyos tam sana göre. Burada dev gibi plaj işletmeleri (beach club’lar) var. Giriş ücreti ödüyorsun ama içeride her şey var: Şezlong, şemsiye, müzik, restoranlar…
Benim Kilyos Fikrim
Bence Kilyos, kafa dinlemek için değil, kafa dağıtmak için harika bir yer. Özellikle yazın, İstanbul’da deniz keyfi yapmak için en iyi yerlerden biri.
8. Garipçe Köyü: Boğaz’ın Saklı Balıkçısı
Burası benim gizli favorilerimden. Sarıyer’in orada, 3. Köprü’nün hemen altında kalmış küçücük bir balıkçı köyü.
Garipçe’yi Neden Seviyorum?
Çünkü burası sanki zaman makinesiyle gelmiş gibi. İstanbul’un içinde olduğuna inanamıyorsun. Küçücük bir meydanı, salaş (yani basit ama güzel) balıkçıları var.
Ne Yapılır?
Tek bir şey: Kahvaltı veya Balık. Pazar sabahı o köy kahvaltısını yapmak için sıraya giriyor insanlar. Ya da akşam gidip, köprünün ışıkları altında taze balık yemek… Bence ikisi de harika.


9. Taraklı: Ahşap Evler Arasında Gezmek
Listemdeki en “farklı” yer burası. Sakarya’da, biraz daha uzakta (yaklaşık 2.5 saat) ama gittiğine değiyor.
Taraklı Neden Farklı?
Çünkü burası “Sakin Şehir” (Cittaslow) seçilmiş bir yer. Ve burası sanki bir film seti gibi. Bütün evler eski, ahşap, Osmanlı zamanından kalma gibi. Sokakları o kadar güzel ki!
Ben Olsam…
Taraklı’ya bir Pazar günübirlik giderim. O tarihi sokaklarda kaybolurum, o güzel evlerin fotoğrafını çekerim. Oradaki tarihi handa oturup bir kahve içerim. Tam bir zaman yolculuğu.
10. İğneada Longoz Ormanları: Türkiye’nin Amazon’u
Listemin sonuncusu, en “vahşi” olanı. Burası Kırklareli’de, yani bayağı Trakya tarafında kalıyor. (Yaklaşık 3 saat).
Longoz Ormanı Ne Demek?
Çok basit: Suların içinde kalmış orman demek. Yani ağaçların arasından nehirler akıyor. Bence burası Türkiye’nin küçük Amazon’u gibi!
Burada Ne Yapılır?
Burada yapılacak tek ve en güzel şey, kano kiralamak ve o ormanın içinde kürek çekmek. Ağaçların altından, kuş sesleri arasında süzülüyorsun. Bu, diğer hiçbir yere benzemeyen, inanılmaz bir deneyim. Eğer “gerçek” doğa arıyorsan, burası senin yerin.
Küçücük Bir Kaçamak Nasıl Büyük Bir Tatile Dönüşür?
Bazen iki gün kaçıyoruz ama Pazartesi daha yorgun dönüyoruz, değil mi? İşte bunun olmaması için benim 3 basit kuralım var.
Kural 1: Telefonu Bırak!
Biliyorum zor, ama o iki gün iş mailine bakma. Instagram’a fotoğraf koymak için 5 dakika bak, sonra yine kapat. Eğer telefon elindeyse, beynin hâlâ İstanbul’da demektir.
Kural 2: Her Dakikayı Planlama!
“Sabah 9’da kahvaltı, 10’da yürüyüş, 11’de kano…” Yapma! Bu, tatil değil, bu yeni bir iş planı. Rahat bırak. Canın ne isterse onu yap. Bazen en güzel tatil, otelin balkonunda oturup 1 saat boş boş ağaçlara bakmaktır.
Kural 3: Az Eşya, Çok Huzur
Giderken 3 bavul eşya götürme. Zaten 2 gün kalacaksın. Az eşya, kafanın da az meşgul olması demektir.
Sonuç: Hadi, O Arabayı Çalıştır!
Gördün mü? İstanbul’un hemen dibinde ne kadar çok harika yer var. İstanbul’a yakın hafta sonu rotaları aramak için uzaklara bakmana gerek yok. Bence hemen bu hafta sonu için bir plan yap. Bu yerlerden birini seç. İster tek başına git, ister sevdiklerinle. Yeter ki git. O sıkıcı apartmanların arasından çık ve doğanın seni nasıl iyileştirdiğini kendi gözlerinle gör. Unutma, beynimizin de “şarj olmaya” ihtiyacı var. Hadi iyi kaçamaklar!







One Comment